DEYİMLER, ANLAMLARI VE ÖYKÜLERİ

Deyimler, Anlamları ve Öyküleri

Kullandığımız dil özellikle atasözleri ve deyimler açısından zengin bir dil. İfadelerimizi güç katan deyimler aslında ne anlam ifade ediyor? Deyimlerin öyküleri nelerdir? Deyimler nasıl ortaya çıkmıştır? Yazımızda sizlere günlük hayatta sıklıkla kullandığımız, çoğunlukla herkesin kulağının aşina olduğu deyimlerin anlamlarından ve deyimler in çıkış öykülerinden bahsedeceğiz.

  • İpe Un Sermek

Yapılması gereken bir işi yapmamak ve bunun için çeşitli bahaneler uydurarak işi güçleştirmek anlamına gelir.

Zamanında Nasrettin Hocadan, aldığını geri getirmeyen, geri getirdiğinde ya kırık ya dökük veya delik bir şekilde getiren bir komşusu urgan ister. Hocada

-Veremeyiz bizim hanım urganın üzerine un serdi, der. Komşusu da gülerek;

-Hocam, hiç urganın üstüne un serilebilir mi? İpte un durmaz diye sorunca, Hoca cevapta gecikmez;

-Vermeye gönül olmayınca ipe unda serilir elbet.

  • Ateş Almaya Gelmek

Çok çabuk giden, ziyaretini kısa tutan, gelip gitmesi bir olan kişilere söylenen söz.

Kibritin olmadığı zamanlarda evde ateş söndüğü zaman tekrar yakabilmek için komşuya gidilir ve ateş küreği ile bir parça ateş istenirmiş. Ateş küreğinde ki ateş sönmeden geri dönülmesi gerektiğinden ziyaret kısa sürermiş.

  • Çil Yavrusu Gibi Dağılmak

Toplu halde bulunan insan veya hayvanların her birinin ayrı bir tarafa dağılması anlamına gelen deyimdir.

Tüylerindeki benekler yüzünden keklik kuşuna verilen diğer bir isimde Çil’dir. Anne keklik yumurtadan çıkan çil yavruları ile hiç ilgilenmez, bu sebeple yumurtadan yeni çıkan yavrular etrafa seke seke dağılırlar. Bu deyimde çil yavrularının bu hareketinden doğmuştur.

  • Ateş Pahası

Çok pahalı veya ederinden daha pahalı anlamında sıklıkla kullanılan deyimlerden bir tanesidir.

Kanuni Sultan Süleyman Halkalı civarlarında adamları ile birlikte ava çıkar. Av esnasında oldukça uzaklaştıklarını fark etmezler. Aniden şiddetli yağmurun yağması ile ilk karşılarına çıkan eve sığınmak zorunda kalırlar. Ev sahibi bir ateş yakar ve padişah ve adamları o ateşin başında ısınıp elbiselerini kuruturlar. Bu esnada Padişah adamlarına dönüp  “şu ateş bin altın eder” der. O gece yağmurun dinmemesi üzerine orada konaklayan padişah ve adamları sabah olunca yola koyulmak için hazırlanırken Padişah ev sahibine borçlarının ne kadar olduğunu sorar. Evinde konaklayan kişilerin kim olduklarını bilmese de zengin kişiler olduğunu tahmin eden ev sahibi “1001 altın” şeklinde cevap verir padişaha. Cevaba oldukça şaşıran Padişaha, şaşırmaması gerektiğini, akşam ateşe 100 altın değerini kendisinin biçtiğini ve konaklama içinde 1 altın talep ettiğini açıklar ev sahibi. Ateş pahası deyimi buradan gelmektedir.

  • Ağzından Baklayı Çıkarmak

Sabrın tükenip te o zaman kadar söylenmemiş bir şeyin söylenmesi anlamına gelen deyimdir.

Zamanın birinde ağızı bozuk küfürbaz biri varmış. Sık sık şikâyet gelir dönemin müftüsü de bu adamı çağırır nasihat edermiş. Adamın küfür etmemesini sağlamak için adama küfür edeceği zamanlarda ağzına bakla tanesi almasını önermiş. Böylelikle küfür etmeden önce adamın aklına küfür edeceği gelip kendine engel olabilirmiş. Bir gün gene müftü adama nasihat ederken içeri bir densiz dalmış ve müftüye sormuş;

-Sağdıcım öldü. Bana mirastan kaç pay düşer?

Densiz adama canı sıkılan müftü küfürbaz adama döner ve der;

-Çıkar şu ağzındaki baklayı da bu herife cevabı kendi usulüne göre sen ver.

  • Eli Kulağında

Olmak üzere olan işler için kullanılan bir deyimdir.

İslamiyet’in doğduğu ilk yıllarda ezan okunurken, inanmayanların alay etmeleri ve ezan okuyan kişiyi şaşırttıkları için dönemin müezzini Bilal Habeşi elleri ile kulaklarını kapayarak ezan okurmuş. O dönemde birisi ezan okundu mu diye sorduğu zaman eğer ezan çok yakın bir vakitte okunacaksa ‘hayır okunmadı eli kulağında’ diye cevap alırdı.

  • Avucunu Yalamak

Beklediğinin olmadığı, umduğun şeyi bulamamak anlamında kullanılan deyimdir.

Havalar iyice soğuyup ayılar inlerine çekildiğinde dışarıda yiyecek bulamadığından ayaklarını yalayarak karınlarını doyurur ve kış uykusuna öyle yatarlar. Ayıların dışarıda yiyecek arasalar da bulamayacakları için yaptığı ayak yalama hareketi günümüze kadar deyim olarak gelmiştir.

  • Çarşamba Pazarına Dönmek

Osmanlı dönemlerinden günümüze gelen bu deyim, karışıklığı ve düzensizliği ifade ederken kullanılan deyimlerden bir tanesidir.

Dönemde kurulan Çarşamba pazarları, Fatihin camisi duvarından Yavuz Selim’e kadar uzanırmış. Oldukça büyük ve kalabalık olan bu Çarşamba pazarları günümüze deyim olarak taşınmıştır.

  • Eşref Saati

Tdk’ ya göre “Bir işin olumlu yola girmesi için en uygun zaman dilimini” ifade eden eşref saati gene günümüze Osmanlı Döneminden gelmiştir.

Önemli bir olayın ya da haberin müjdeleneceği zamanların eşref saatlerine denk getirilmesine dikkat edilirmiş. Bu bir inanç olarak her kesim insan tarafından uygulanır hale gelmiş. Bahsi geçen haberin yâda işin açıklanacağı zamanda müneccime başvurulur, onun yönlendirmesi ile uygun görülen bir vakitte gereken yapılırmış.

  • Güme Gitmek

Gene Osmanlı Döneminden günümüze geçmiş bir deyim olan güme gitmek, boşu boşuna yok olmak, hiçbir işe yaramamak, karışıklığa gelerek etkisiz kalmak anlamına gelmektedir.

Yeniçeriler suçluları yakalayıp zindana atacakları zaman ‘Hoppp’ ‘Gümmm’ şeklinde nara atarlarmış. Bazen de yakaladıkları kişi suçsuz çıkar ve boşuna zindana atılmış olurmuş. Halk arasında suçsuz yere zindana atılan kişilere ‘Güme Gitti’ sözü kullanılarak günümüze kadar taşınmıştır.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*